Beslenme, hayatın en temel içgüdülerinden bir tanesidir. Beynin tatmin merkezi nucleus accumbens, temel dürtülerin tatmini sonrası beyne keyif veren merkezdir. Bu merkez, besini görmek, onu elde etmek için aktivasyon planı düzenlemek ve sonrasında besini yemek ve doyma hissinin vermiş olduğu haz ile aktive olur. Bu sayede canlılar yemekten keyif alır ve hayatta kalmak için gereken enerji bedene alınmış olur. Bu döngü, günümüz modern hayatında kırılmalar yada beynin farklı mekanizmaları tarafından aşırı uyarımlar alabilmektedir.
Modern hayatta yaşanan günlük stresler, vücutun kortizol hormonunu gereğinden fazla ve gereksiz salgılamasına bunun sonucunda da bu hormona bağlı açlık hissi doğmasına sebep olmaktadır. Doğal yaşamda, bir aktivasyon ya da hayati durum öncesi girilen stres nedeniyle salgılanan kortizol, vücut şeker metabolizmasını anlık olarak pozitif yönde etkilerken, sürekli modern hayatın günlük stresleri altında gereğinden fazla şeker isteği doğurmaktadır. Stres ve tatmin merkezine yönelik tamamlayıcı tıp yaklaşımları stres hormonları nedeniyle oluşan aşırı atıştırma isteğinin önüne geçilmesi açısından önemlidir.
Fiziksel egzersiz vücudun stres hormonları azaltmak yönünde faydalı olmasının yanı sıra fazla kalorilerin de yakılmasına yardımcıdır. Stres azaltıcı yaklaşımlardan bir diğeri biofeedback aracılığı ile nefes egzersizi uygulamalarıdır. Bu uygulamalar istemsiz sinir sistemini rahatlatarak, stres hormonları salınımlarını azaltmaktadır. Bunun sonucunda da gereksiz atıştırma hissi azalmaktadır.
Stres hormonunu azaltmaya yönelik bir diğer yaklaşım nefes egzersizleridir. Biolojik sisteme pozitif katkı sağlayacak bir şekilde nefes alıp vermeyi öğrenmek uzun zaman ve emek gerektirmektedir. Biofeedback yaklaşımları ile yapılan nefes egzersizleri kişinin kısa sürede etkili nefes alıp vermesini öğrenmesine yardımcı olmaktadır. Biofeedback aracılı nefes egzersizleri sırasında vagus siniri de uyarılmaktadır ki bu sinir doygunluk hissinin beyin sapındaki tokluk merkezine iletiminde görev almaktadır.Biofeedback uygulamalarının etkili olması için egzersizlerde senkronizasyon ana şarttır.
Asenkronize nefes
Biofeedback sonrası Senkronize nefes
Metabolizmayı ve dolayısıyla da istemsiz sinir sisteminin gereksiz alarm durumunu(ki bu durumda metabolizma depolamaya meyillidir) azaltmak için uygulanan bir diğer teknik ise biolojik vucut saati uygulamalarıdır. Beslenme dönemlerinin vücut saatine göre ayarlanması ile yapılan uygulamalar 10-15 gün gibi bir süreçte metabolizmanın uyumu ile sonuçlanmaktadır. Vücut saati uygulamaları, besin içeriğinin düzenlenmesi ile birlikte uygulanmalıdır.
Akupunktur ile zayıflama uygulamaları hem stres hem de açlık tokluk metabolizmasına yönelik yapılabilmektedir. Uyku hormonu melatonin'i de artırabildiğı bilimsel çalışmalarca kanıtlanan akupunktur, uyku bozuklukluklarından kaynaklanan istemsiz sinir sistemi stres hormonu salınımlarının önüne geçmek açısından da etkili olmaktadır. Açlık-tokluk mekanizmasında moleküler rol üstlenen elektroakupunktur, tatmin merkezi nucleus accumbensi de uygun metodoloji ile uyarabildiği yapılan bilimsel çalışmalarca kanıtanmıştır. Bu sayede aşırı beslenmeden, sağlıklı beslenmeye geçişte yaşanabilecek tatminsizlik ya da yoksunluk sendromlarının önüne geçilmesi açısından da faydalı olmaktadır.
Beslenme içeriği de metabolizma ve vücut sağlığı açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Meyve ve sebzelerin, vitamin tabletlerinden çok daha önemli olduğunu unutmamız gerekir. Somon, soya gibi besinlerde bulunan ve antiinflamatuar özellikli omega-3 yağ asitlerinin tabletlerinin etkisi, bu besinleri yemek kadar etkili değildir çünkü omega-3 çok kolay bozulabilen moleküler yapıya sahiptir. Fitokimyasallar, bizim gibi koşarak kaçabilecek aktif savunma sistemi bulunmayan bitkilerin kendilerini bakterilerden, mantarlardan korumak amacıyla ürettikleri maddelerdir ve bizim sağlığımız açısından da oldukça faydalıdırlar. Bu maddeleri, bitkiler parazit, bakteri gibi kendisini tehtit eden organizmalarla karşılaştıklarında salgılarlar, dolayısı ile böcek ilacı, tarım ilacı gibi maddeler kullanılarak yetiştirilen bitkiler, parazit,mantar,bakteri ile karşılaşmayacağından ürettikleri insana yararlı fitokimyasal içerikleri de az olacaktır. Organik ürünlerin önemi de burada ortaya çıkmaktadır.
Son olarak, hepimizin tatmaktan keyif alabileceğimiz çikolata gibi besinleri hiç almamak da vücudumuz için bir stres oluşturabilmektedir. Bu nedenle beslenme de kesin kısıtlamaların olması çok doğru değildir. Burada önemli olan bilinçli yaklaşımdır. Çikolata'nın içerdiği kakao'nun içerdiği proantosiyanidin maddesinin antikanserojen etkili olduğu kanıtlanmıştır. Kakao'nun içerdiği polifenollerin emilimi sonucu kanser hücrelerinin kendilerine yeni besleyici damarlar oluşturması için gerekli EGFR düzeylerinde de ani düşüşler olduğu gösterilmiştir. Günlük 40gram, en az %70 kakao içeren siyah çikolata vücudumuz için gereken polifenol miktarının önemli bir kısmını karşılamaya yardımcı olmaktadır.
Sağlıklı ve mutlu günler dileği ile,